İstiklal Marşı ve İstiklal Marşımızın Kabul Süreci

24.09.2018
A+
A-
İstiklal Marşı ve İstiklal Marşımızın Kabul Süreci

Ruhumuza işleyen dizeleri ile ve Üstad Mehmet Akif Ersoy’un ‘’Allah bu Millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın’’ sözleriyle Millî Mücadele şehitlerini ve tüm şehitlerimizi anlatan, Kutsal Anadolu topraklarının dış güçlere karşı savunulmasının anlamını ve önemini belirten, her Türk Vatandaşının okurken veya dinlerken tüylerini diken diken eden eşsiz İstiklal Marşı ve yazılışı sırasında gelişen olayları sizlere anlatmak istedik.

mehmet-akif-ersoy1

23 Nisan 1920 günü TBMM açıldı. TBMM açıldı ancak 1920 yılının yazı içinde ülke topraklarının büyük bir bölümü işgal altındaydı. Ankara düzenli bir ordu kurma çabaları içinde iken, İstanbul Hükümeti Mondros Ateşkes hükümleri gereğince orduyu terhis etmişti. Yeni bir ordu kurma çalışmalarında ise sayısız güçlükle karşılıyordu.

Meclis hükümeti yeni bir ordu kurarken bu orduyu ayakta tutacak, ona moral verecek güçleri de harekete geçirme çabası içindeydi. Yayınlanan gazetelerde ki haberler ve yazılar, halkı işgal güçlerine karşı direnmeye, birlik olmaya ve cesaret vermeye çalışıyordu. Gazete ve dergilerden önemli miktarları hükümet tarafından satın alınarak cephelere gönderiliyor, mitingler düzenleniyor ve camilerde verilen vaazlarda durumun ehemmiyeti anlatılıyordu. İstiklal Marşı da halkın ve ordunun moral gücünü yükselteceği düşünülerek gündeme getirildi.

Dönemin eğitim bakanı Rıza Nur, hatıralarında marş yarışmasını kendisinin açtırdığını kaleme aldı.      ” Yüce ihtilal ve savaş günleri. Böyle zamanlarda milletler en güzel milli marşlarını yaparlar. Bir milli marşın güfte ve bestesini yapana beş yüz lira maddi mükafat vereceğimi ilan ettim.” diyen Rıza Nur, bununla halka cesaret vermeyi amaçladıklarını söyledi. Bu gelişmeden sonra basında İstiklal Marşı için şu ifadelere yer verildi:

 “Şairlerimizin dikkatine:

 

Milletimizin dahili ve harici İstiklal uğruna girişmiş olduğu mücadeleyi ifade ve terennüm için bir İstiklal Marşı. Umur-u Maarif Vekili Celilesi’ nce müsabakaya vazedilmiştir. İşbu müsabaka, 23 Kanun-u evvel sene 36 tarihine kadar olup bir heyeti edebiye tarafından, gönderilen eserler arasından intihap edilecektir ve kabul edilen eserin güftesi için beş yüz lira mükafat verilecektir.

 

Ve yine laakal beş yüz lira tahsis edilecek olan beste için bilahare ayrıca bir müsabaka açılacaktır. Bütün müracaatlar Ankara’ da Büyük Millet Meclisi Maarif Vekaletine yapılacaktır.”

 

Büyük Millet Meclisine ve Mustafa Kemal’e muhalif Peyami Sabah gazetesi “Milli marş tanzim ediyeler” başlığı ile verdiği haberde “Dün gelen Anadolu gazetelerinde Ankara Maarifi vekaletinin garip bir ilanı nazarı dikkatimizi cezp etti.” sözleriyle okuyucularına duyurur.

 

Mehmet Akif Ersoy İkna Ediliyor

Son şiir gönderme tarihi olan 23 Aralık 1920’den sonra Eğitim Bakanlığı güfteleri incelemiş ancak içlerinde İstiklal Marşı olabilecek herhangi bir eser olmadığı üzerinde karar kılmıştır. Bakan Hamdullah Suphi, Mehmet Akif’in marşa ödül koyulması nedeniyle katılmadığını öğrenince şaire yazdığı mektupta ödül konusunun uygun bir şekilde çözümlenebileceğini ve yarışmaya katılması gerektiğini söyler. Hamdullah Suphi Mehmet Akif’e gönderdiği mektubunda şu ifadelere yer verir:

“Pek aziz ve muhterem efendim;

 

İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya, iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadanelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri, maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin icap ettirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim.”

5 Şubat 1337 [1921]

 

Umur-u Maarif Vekili

Hamdullah Suphi

 

Mehmet Akif, o sıralarda Büyük Millet Meclisinde Burdur Milletvekili olarak görev yapmaktaydı.

İlk şiirlerini okul sıralarında kaleme alan Akif, meşrutiyet ilân edilince de İttihat ve Terakki Partisine girme kararı alır. Birkaç ay sonra da Darülfünun edebiyat müderrisliğine getirilir.

Akif 1908 senesinde açılan fikir ve sanat hareketinin içinde yer alarak daha önceleri yayımlayamadığı şiirleri Sebilürreşat’ta yayınlama kararı alır ve bu şiirlerini yayımlamaya başlar. Bu ilk şiirlerinde İstanbul’daki sefaleti gerçekçi bir biçimde betimler. İlk kitabı 1911’ de ‘’Safahat’’ adıyla yayımlanan Akif’in ikinci kitabı olan “Süleymaniye Kürsüsünde’’ 1912’ de, üçüncüsü “Hakkın Sesleri” 1913’ te, dördüncüsü “Fatih Kürsüsünde’’ aynı yıl, beşincisi “Hatıralar” 1917’ de yayımlanmıştır. İstiklal marşını yazdığı sıralarda altıncı kitabı olan “Asım” üzerinde çalışmaktadır.

Şiirlerinde, imparatorluğun kaybettiği topraklar için gözyaşı döken Akif, milleti birleşmeye, hayasız saldırılara karşı koymaya çağırır. Akif 1912 yılı sonlarında askerleri şevke getirmek için bir marş yazar: Cenk Şarkısı.

10 dörtlükten oluşan bu manzume Sebilürreşat dergisinde yayımlanır.

İşte o şiir:

Ey sürüden arta kalmış yiğit!

Arkadaşın gitti, yetiş sen de git.

Bak ne diyor cedd-i şehidin işit;

Durma git evladım, uğurlar ola!

Durma git evladım açıktır yolun.

Cenge sıvansın o bükülmez kolun;

Süngünü tak ön safa geçmiş bulun.

Uğrun açık olsun uğurlar ola!

Yerleri yırtan sel olup taşmalı,

Dağ demeyip, taş demeyip aşmalı!

Sendeki coşkunluğa el şaşmalı.

Haydi git evladım, uğurlar ola!

Düşmana çiğnetme bu toprakları,

Haydi kılıçtan geçir alçakları!

Leş gibi yatsın kara bayrakları,

Kahraman evladım uğurlar ola!

 

Türk Bayrağımız

 

 

Çanakkale Şehitlerini Kaleme Aldı

Almanların daveti sonrası 1915 Aralık ayında Osmanlı Hükümeti Almanya’daki Müslüman esirler arasında İngilizlerin aleyhine propaganda yapmak için gönderdiği birkaç kişinin içinde Mehmet Akif de vardır. Akif Almanya’ da bulunduğu sırada ünlü şiiri Çanakkale Şehitlerini yazar.

1920 yılı ocak ayında Mehmet Akif, Kuvayı Milliye’nin Ege’ deki merkezlerinden Balıkesir’ e gider. Akif burada halktan aradaki ayrılık nedenlerini kaldırmalarını, düşmanlara karşı birleşilmesini isteyip, halkı yurt savunmasına çağırır.

“Artık burada duracak zaman değildir, gidip çalışmak lazım, bizim tarafımızdan halkı tenvire ihtiyaç varmış, çağırıyorlar, mutlaka gitmeliyiz” diyen Akif meclisin açıldığı günlerde Ankara’ ya gelir. Meclisin önünde Akif’le karşılaşan Mustafa Kemal “Sizi bekliyordum efendim, tam zamanında geldiniz.” der.

Akif Ankara’ ya geldiğinde Anadolu iç isyanlarla karşı karşıyadır.

Kurtuluş Savaşı sürerken Akif Kastamonu camilerinde yaptığı konuşmalarda Müslümanların birliğe, düşmana karşı savaşmaya ve mücadeleye çağırır. Bu konuşmaların yayımlandığı dergi ve gazeteler Anadolu’nun bütün illerinde, sancaklar ve kazalardaki idarecilerle toplantı yerlerinde okutturulur.

Kitaplar, broşürler şeklinde yeniden basılarak cephelere, köylere dağıtılır.

24 Aralık 1920’ de Kastamonu’ dan Ankara’ ya gelen Mehmet Akif ve Eşref Edip, Mustafa Kemal tarafından davet edilirler. İstasyondaki çalışma yerinde bir saat kadar süren bir görüşmeden sonra Mustafa Kemal şöyle der:

“Kastamonu’daki vatanpervane mesainizden çok memnun oldum. Sevr Muahedesi’nin memleket için ne kadar feci bir idam hükmü olduğunu Sebilürreşat kadar hiçbir gazete memlekete neşretmedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesine Sebilürreşat’ın büyük hizmeti oldu. İkinize de bilhassa teşekkür ederim.’’

Aralık 1920 sonlarına doğru Ankara’ya gelen Akif eğitim bakanı Hamdullah Suphi‘nin 5 Şubat 1921 tarihli mektubuyla aldığı İstiklal Marşı siparişi için şimdilerde müze olan Hacettepe’nin arkasındaki Tacettin Dergahındaki odasına çekilerek marşı yazmaya başlar.

 

2 Mart 1921’de Kabul Ediliyor

İstiklal Marşı 17 Şubat 1921 tarihinde Hakimiyeti Milliye Sebilürreşat’ta yayınlanır. ‘’Açık Söz’’ gazetesi ise marşı süslü bir çerçeve içinde birinci sayfaya koyarken şu açıklamayı yapar:” Her mısrada Türk ve İslam ruhunun ulvi mübarek hisleri titreyen bu abide-i sanatı, kemal-i hürmet ve mübahatla (övünçle) derc ediyoruz.’’

İlk yayınından 12 gün sonra da Konya’da ‘’Öğüt’’ gazetesinde yer alan İstiklal Marşı’na karşı Anadolu gazetelerinin olumlu bir yaklaşım içinde oldukları görülmektedir. İstiklal Marşı 12 Mart 1921 günü kabul edilir.

Paltosu olmayan Akif kazandığı beş yüz liralık ödülü yoksul kadın ve çocuklarına iş öğreterek yoksulluklarına son vermek için kurulan “Darülmesai “ye bağışlar.

 

HİKAYESİ İLE BİZLERİ GURURLANDIRAN  YÜCE İSTİKLAL MARŞIMIZ

mehmet akif ersoy2

 

 Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!

O benimdir, o benim milletimindir ancak!

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet, bu celâl?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

 

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,

‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

 

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

 

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.

Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

 

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

 

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:

Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!

Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

 

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.

Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;

Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;

O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

 

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

 

Eşi ve benzeri olmayan İstiklal Marşımız ve tarihçesi hakkında sizleri bilgilendirmek istedik. Dilerseniz daha önce yazmış olduğumuz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Günümüz Türkçesiyle Anlamı  yazımıza da göz atabilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkür ederiz 🙂

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. İbrahim dedi ki:

    Ne mutlu Türk’üm diyene 🇹🇷🇹🇷